Kurtuluş Reçeteniz
* Osman Özsoy yazaramesaj@gmail.com Bugün yazımızda siyaset yok. Duygulu bir hikâye var. Hayatın kendisi var. Anadolu insanının dünyanın dört bir yanına ulaştırmaya çalıştığı Müslüman Türk’ün sesi ve soluğu var…Ben de bu hikâyeye aslında bir şans eseri denk geldim. Bir elim direksiyonda bir elim radyonun kanal arama düğmesinde gezinirken, “Her telefon çaldığında başımdan aşağı kaynar sular dökülmüş gibi oluyordu” sözlerini duyar duymaz kanal aramaktan vazgeçtim ve “neden acaba” merakıyla bekleyip gerisini dinlemeye başladım. Ama ne dinleyiş… Kendimden geçmişim.Konuşan, Anadolu’dan binlerce kilometre uzaklıktaki Meksika’da açılan Türk Koleji’nde öğretmen olarak görev yapan ve orada Türk insanının sesi ve soluğu olarak çaba gösteren Erhan Çokcoşkun isimli öğretmendi.
Ben o sırada Türkiye’nin yeni haber kanalı 24’te katıldığım bir programdan dönüyordum. Eşimi katıldığı bir akraba sünnet düğünü sonrası yol güzergâhım üzerinde bulunan bir noktadan alıp geçecektim. Dinlediklerimin bende bıraktığı etkiden olacak dalıp gittiğimden onu da unutmuşum. İstanbul’un Aksaray semtinden Taksim’e doğru yol aldığım sırada aklıma geldi ve geri döndüm. Gözüm yolda, kulağım radyoda araç kullanırken, eşimi kararlaştırdığımız noktadan aldım ve dinlediğim programın geri kalanını kenara çektiğimiz aracın içinde beraber dinledik.
Aslında dinlediklerim günümüzde on binlerce örneği bulunan çağdaş akıncı beylerinden sadece birinin hikâyesiydi. Ama sadece birini dinlerken bile onun gibi binlercesi olduğunu bilmek gönlümüze inşirah veriyor, ülkemizin ve insanlığın geleceği adına güven oluşturuyordu.Program bittiğinde Burç FM’in Genel Müdürü Bünyamin Şen Bey’i aradım ve mümkünse az önce dinlediğim ve isminin “Sıfır Merkez” olduğunu öğrendiğim programın yayının kasetinin çözümünün bana ulaştırılıp ulaştırılamayacağını sordum. Memnuniyetle dedi ve birkaç gün müsaade istedi. Dediği zamanda da e-posta ile ulaştırdı. Tevafuk bu ya, Bünyamin Bey’i aradığımda, o sırada yanında bulunan Ahmet Taşgetiren Bey’le birlikte onlar da benim az önce katıldığım programla ilgili konuşuyorlarmış.Yaz sıcağının ülkemizi kasıp kavurduğu şu günlerde gönüllerinize hoş bir ferahlık vermesi açısından, Meksika’da faaliyet gösteren Türk Koleji’nde öğretmenlik yapan Anadolu’nun yağız delikanlılarından Erhan Çokcoşkun’un iki bölümden oluşan hikâyesinin ilk bölümüyle sizleri baş başa bırakmak istiyorum. Birine bakarak binlercesini hatırlamanız dileğiyle… Şöyle anlatıyor Erhan Çokcoşkun; Telefon her çaldığında…“…Mesleğim olan mühendislikten ziyade öğretmenliğe devam etmeyi uygun buldum. Meksika’daki Türk Okulu Müdürü; “Seni Meksika’da aramızda görmek istiyoruz, bir an evvel hazırlıklarını tamamla, yola çık gel…” dedi. Biz de hemen yola çıktık. Hazırlık olarak hiçbir şey yapmadık. Çünkü ne taşıyabilirsiniz ki, sonuçta kaplumbağa gibisiniz, sırtınızda taşıyabileceğiniz kadar yük gerekli sizlere. Yanımıza pantolonumuzu gömleğimizi aldık, birkaç tane de kitabımızla yola çıktık.Meksika’ya gitmeden evvel araştırma yaptım. Ansiklopedilerden okuyunca daha böyle kurak, iki tane kocaman büyük çölü olan, bir yanında Pasifik okyanusu, bir yanında Atlantik okyanusu olan bir ülke düşünüyorsunuz… Ama gittiğimde çok büyük bir ülke ve yemyeşil olduğunu gördüm. Giderken hiç maaş falan konuşmadık. Akrabalar dediler ki, “sen Meksika’ya gidiyorsun, kaç para maaş alacaksın?” Benim oradaki arkadaşlara sorduğum, “orada nasıl geçineceğiz” gibilerden bir soru oldu müdür beye. Müdür Bey dedi ki; “bizim aldığımız gibi maaş alacaksın.” Bunun üzerine başka bir şey sormadım.Vize işlemleri Meksika’ya, turist olarak gidecekler için bir ay sürüyor. Minimum 21–22 günde alıyorsunuz vizenizi. Uçakla direkt uçuş yok. Meksika’ya giderken Avrupa üzerinden ya da ABD üzerinden aktarma yapmanız gerekiyor. Ben Hollanda’dan aktarma yaptım. Buradan Hollanda 3 saat, Hollanda’dan Meksika 10 ila 11 saat arası. Toplam uçuş süresi 15–16 saat. Türk’ün itibarı…İlk gittiğimde Meksika’ya izlenimler çok kötüydü. Çünkü biz gittik, herkes gümrüğü geçti, bana dediler sen şu odaya gel. Bir gittim odaya baktım, zenciler, Çinliler, Bolivyalılar… Meksika’nın vize uyguladığı bütün ülkeler ve siz Türkler. Eli ayağı düzgün insan tipleri yok orada. Dillerini bilmediğimizden hiçbir kişiyle anlaşamıyorsunuz. Bize dediler ki burada oturun. El işaretleriyle anlatıyorlar tabii bunları. 1 saat kadar orada bekledik. Tuvalete gidemiyorsunuz, telefonu kullanamıyorsunuz, dünyadan soyutlandığınız bir ortam. Sizin orada o tip insanlarla aynı yerde olmamanız gerektiğini düşünüyorsunuz. Biraz sıkıntılı oldu. O bir saat hayatımın en uzun 1 saatlerinden biriydi. Neyse, oradan çıktık ve beni karşılamaya gelen arkadaşlarla birlikte okula doğru yol aldık. Okulu ilk gördüğümde çok ilginç geldi. Çünkü Meksika gibi dünyanın öbür tarafında olan, ülkemizden 8 saat fark olan bir yerde okul olduğunu düşünmek, burada Türklerin yaşadığını, Türklerin bu okulu işlettiğini ve Meksikalı çocukları eğittiğini düşünmek hayat gibi gelmişti ilk zaman. Dedim ki burada Türkler var. Burada sizinle aynı dili konuşan, sizinle aynı duyguları paylaşan, sizinle aynı yerde doğan, büyüyen, okuyan insanlar var… Sizden birkaç yaş büyük olsalar da, o bana çok büyük bir güven vermişti ve ben rahat bir şekilde Meksika’ya gitmiştim. Okulumuz 5 katlı iki binadan oluşuyor. Bir binası ilkokul, bir binası ortaokul. Küçük bir tek katlı binası daha var, orası anaokulu. Okulumuzda her türlü imkânımız var. Ben gittiğimde okulda üç kişi vardı Türk olarak. Bir tane bilgisayar hocası, bir tane İngilizce hocası ve bir tane de müdür. 3 kişi Türk’tü, 7–8 tane de Meksikalı hocamız vardı. İlk senemizde 14 tane hocamız vardı. Meksikalı hocalar genelde sözel derslere giriyorlar. Zaten bu Meksika eğitim bakanlığının istediği bir şey. Gittim, iki bekâr arkadaşla beraber bir eve çıktık. Müdür bey evli, ailesi de orada yaşıyor. Onun da hanımı Meksikalı. Müdür Bey Meksika’ya ilk gidenlerden. 6 sene kadar önce Meksika’ya gitmiş, orada evlenmiş, orada ilk önce bir kültür merkezi açmış. İnsanlara Türkiye’yi tanıtmak, Türkiye hakkında bilgi vermek, Türkiye’nin o muhteşem kültürünü daha iyi tanıtmak için bir kültür merkezi açılmış. Orada Türkçe öğretimi yapılıyordu tabii. Ondan sonra birkaç sene sonra imkânlar el vermiş ve bir okul binasını kiralamışlar ve orada 2005’in eylül ayında okulu açmışlar. Zorluklarla karşılaşmışlar. Sonuçta dilini bilmediğiniz bir ülkede karşılaştığınız zorluklar, kendi ülkenizde karşılaştıklarınızdan apayrı oluyor. Komşular birliği diye bir kavram var Meksika’da. Bizim muhtarlığa tekabül eder. İlk açılırken burada komşular birliği ayağa kalkmış biz okul istemiyoruz diye. Okulun açılmaması için protestolar düzenlemişler, sokaklara kâğıtlar asmışlar. Pankartlar asılmış, el ilanları bastırılmış, arabalara, büyük alışveriş merkezlerine dağıtılmış. Ama çok şükür sonunda anlaşma sağlanmış ve okulumuz açılmış. Tabii onun zorluğunu ben çekmedim, bizim ilk giden arkadaşlar çekmiş. Ben 10 Haziran 2006 da Meksika’ya gittim. Okulun açılma tarihi de 14 ağustos 2006. iki aylık bir vaktimiz vardı dil öğrenmek, Meksika’ya alışmak ve ortama adapte olmak için. Oturup günde 3–4 saatten az olmamak şartıyla İspanyolca çalışmaya başladık. İki ayda öğrenemedik. Ama tek tük konuşmaya başladık. O arada sekreterimiz işten ayrılmıştı, bana dediler ki, “sen bakacaksın telefonlara…” Her telefon çaldığında başımdan aşağıya kaynar sular dökülüyor gibi oluyordu ve öyle bir terliyordum ki… Konuşulanlardan bir şeyler anlamaya çalışıp aldığım notları müdürümüze veriyordum. Zorda kalınca öğreniyorsunuz. İki ayda değil ama 5–6 aydan sonra lisanımızda büyük bir gelişme oldu, yani bütün derdimizi anlatacak seviyeye geldik. Öğrenciler İngilizce bilmiyor. Siz İspanyolca bilmiyorsunuz. Ama çok şükür büyük bir problem yaşamadık. Çocuklar bizi hiç garipsemediler. Her zaman için bir öğretmen olarak, hatta ağabey olarak aldılar. Onun için bize karşı hep yakın ve içten oldular. Onun için bir problem yaşamadıkÖğretmen öğrenci ilişkileri Türkiye’dekinden çok farklı tabi ki… Mesela sınıftan içeri girince ayağa kalkma diye bir kültürleri yok. Ben şu an bunu yapıyorum çok tuhaflarına gidiyor. Ama ben bunu yaparken çocuklara diyorum ki, bu bizim kültürümüzde olan bir şeydir. Bu bizim öğretmenimize duyduğumuz saygıyı dile getirir. Ben sizin arkadaşınızım ama aynı zamanda hocanızım. Siz bana saygı duyacaksınız, bende size sevgi göstereceğim. Ben sizin öğretmeninizim diye hatırlatıyorum. Bu ilk başlarda değişik geldi onlara. Algılamakta zorluk çektiler. Ama sonra alıştılar. Tamam, hocam bunu yapalım ne olacak ki dediler. O nedenle pek bir zorluk çekmedik…” Meksika’da Türk insanının sesi ve soluğu olan eğitimcilerimizden Erhan Çokcoşkun anlattıklarının ilk bölümü böyle. İkinci bölümüne bir sonraki yazımızda devam edeceğim. Ardından iki çift sözümüz olacak.
Yazının ikinci bölümünde, Türklerin orada gördüğü Taliban muamelesi, inanmakta zorlanacağınız asırlar içinde oluşmuş Türk ve Müslüman imajı, bunu aşmak için Türk eğitimcilerin verdiği mücadeleden örnekler ve daha başka ilginç ayrıntılar olacak. Bu vatan evlatlarının yaptıklarıyla gurur duyacaksınız.
Buraya günlük hakkında kısa bilgiler verebilirsiniz. Lorem ipsum dolor sit amet, consectetuer adipiscing elit. Quisque sed felis. Aliquam sit amet felis. Mauris semper, velit semper laoreet dictum, quam diam dictum urna, nec placerat elit nisl in quam. Etiam augue pede, molestie eget, rhoncus at, convallis ut, eros. Aliquam pharetra. Nulla in tellus eget odio sagittis blandit. Maecenas at nisl. Nullam lorem mi, eleifend a.
ASLI
Nisan 9th, 2008 22:03
meksikaya gitmeyi dusunuyorum ve adi gecen hocayla iletisime gecme imkanim var mi
admin
Nisan 10th, 2008 08:48
aslı hn;
gördügünüz gibi yazıyı http://www.haber7.com/artikel.php?artikel_id=138585 adresinden aldım,buradan yazara mail atıp konusabilirsiniz sanıyorum.